Başkanımızdan


 

Sevgili mücadele arkadaşlarım;

Sendikamız TARIM ORMAN-İŞ yeni bir mücadele anlayışıyla yeni bir dönemi başlatıyor. Yeni dönemin startını verirken geçmişi de unutmadan, yaşananları doğru algılayarak geleceğin kurgulanması gerektiğini düşünüyorum.

            Öncelikle dünyada neler olduğuna bakmak gerekir. Kapitalist-Emperyalist sistem zaman zaman yaşadığı krizin bedelini her zaman olduğu gibi bugün de yoksul halklara ödetmeye devam ediyor. Kapitalist sistem varlığını sürdürebilmek için yeni söylemlerle sunduğu reçete yani neoliberalizm ve küreselleşme özünde vahşi kapitalizmin ta kendisidir. Bilindiği gibi kapitalist sistem var oluşundan günümüze kadar iki alanı sömürür.  Birinci sömürü alanı iş gücü yani emek ikincisi ise doğal varlıklardır. Bu küresel politikaların sonucu emeğin güvencesiz hale gelmesi emekçilerin giderek köleleştirilmesi taşeron çalışma sistemi gibi esnek çalışma düzeninin yaygınlaştırılarak sendikal mücadelenin de etkisizleştirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Sistemin dünyada uyguladığı ekonomik ve siyasi politikalar ise beraberinde savaşları, yoksulluğu, göçmen ve sığınmacı sorununu getirmektedir.  Bölgemizde yaşanan Balkan Savaşları, Renkli devrimler, Irak’ın işgali Arap Baharı adı altında yürütülen savaşlar ve en son komşumuz Suriye ‘de yaşanan savaş sadece o ülkeleri değil ülkemizi ve bizleri yakından ilgilendiriyor. Kapitalist sistemin bu saldırı politikaları karşısında dünyada sendikal hareket ne yazık ki geriliyor. Bir başka tehlike ise özellikle Avrupa’da türeyen “uzlaşmacı sendikacılık” adı altında geliştirilen sendikal akım. Emeğin sermaye karşısındaki direncinin zayıflamasına neden oluyor.

            Bu olumsuzluklar yaşanırken Bordo Alegre’de yapılan kurultayda “Gerekirse yeni bir dünya kurulur ve emekçiler o dünyada yerini alır” diyen bir sendikal mücadele de  yürütülüyor. Sendikal mücadeleye sınıf temelli bakan ve emek-sermaye çelişkisinin her zaman var olduğunu savunan sendikal anlayışların varlığı bizlerin umudunu her zaman diri tutuyor. Sendikamızın da üyesi olduğu BWI (Dünya İnşaat ve Ağaç İşçileri Enternasyonalinin) FİFA gibi dev organizasyonları dize getirmesi en güzel örnektir.

            Ülkemize bakacak olursak 14 yıldır hükümet olan AKP iktidarının kapitalist politikaları acımasızca uyguladığını görüyoruz.

            Hala T.C. Anayasasında Sosyal-Hukuk Devleti yazıyor olsa da gerçekte böyle olmadığı açıktır. AKP iktidarı gelinen son noktada kendilerini tüccar, ülke halkını müşteri kabul ederek, ülkeyi ise sınır ötesi sermayeye altın tepside sunulmuş pazar haline dönüştürmüştür.

            Ülke tanımı uygulanan politikalar ve kota uygulaması sonucu tasfiye noktasına getirilmiştir.  Ülkemiz tarımsal ve hayvansal üretimde dışa bağımlı hale gelmiştir. Et ve samanın ithal edilmesi tarımda çöküşün ifadesidir.

            Diğer alanlara bakıldığında çok farklı olmadığını görmekteyiz. AKP iktidarı tüm kamu kaynaklarını yandaşa ve sermayeye peşkeş çekmeye devam ediyor. AKP iktidarının ormancılık politikaları sürdürülebilirlik ilkesinden uzak, tamamen yandaşı kayırma ve kamu yararı yerine sermayeye rant sağlamayı hedeflemektedir.

  • Küre Dağları’nda ormanların kesilip, maden işletmeleri açılması
  • Yırca’da zeytin ağaçlarının, Biga’da ormanların kesilip termik santral yapılması,
  • Üçüncü köprü ve otoyol için milyonlarca ağacın kesilmesi
  • Yeşilyol adı altında doğanın tahribatı
  • Mehmet Cengiz’e maden izni verilmesi için, Artvin Cerattepe’deki ormanların tahribatı vb. uygulamalar tam da kapitalist sistemin Ülkemizde uygulanmasıdır.

            Tüm bu olumsuzluklar yaşanırken, sorun bu sarmaldan nasıl çıkacağımızdır. Oturup AKP faşizmine küfretme yerine kendi öz eleştirimizi yapmak, sınıfsal duruşu oluşturmamız gerekmektedir.

            Ekonomik çöküntünün yaşandığı, çalışma yaşamının esnekleştirilerek güvencesizleştiği, iş kazalarının zirve yaptığı bir dönemde sendikal mücadelenin tavan yapması gerekir. Ne yazık ki sendikal mücadele yerlerde sürünüyor. Bu anlamıyla esas sorgulanması gereken sendikal anlayışlardır. Sendika; sayısal çoğunluğuna bakılmaksızın, güç olduğuna inanmalıdır. Eğer sendikalar başka bir güce sığınma gereği duyuyorsa asla güç değildir. Bu anlamıyla sendikaların siyasi partilerle veya siyasi yapılarla anılıyor olması en büyük zafiyettir.

            Sendika-siyaset ilişkisi doğru bir ilişki ile kurulursa olumludur. Burada dikkat edilmesi gereken kurumsal kimliğin korunmasıdır. Sendikalar aynı zamanda çıkar örgütüdür. Temsil ettikleri emekçilerin çıkarının mücadelesini verirler.

            Bu anlamıyla TARIM ORMAN-İŞ,

  • Sınıf temelli bir mücadeleyi,
  • Hak verilmez alınır ilkesini,
  • Emek-sermaye çelişkisi üzerinden mücadele yürütülmesini,
  • Tüm dünya emekçilerinin birliğini,
  • Sendikal mücadele ile ekolojik mücadelenin birlikte yürütülmesini;

 Bu düşünceler ışığında yürütmüş olduğumuz mücadelede asla yılgınlığa düşmedik. Zor günler geçirdiğimiz çok açık. Fakat unutmamalıyız ki, tünelin en karanlık noktası aydınlığa en yakın andır. Bulunduğumuz sarmaldan çıkış yolu vardır. Yeter ki kendimize ve mücadele birliğimize güvenelim. Kartaca’lı Kumandan Anibal’ın sözünü anımsayalım “Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız.”

            Evet sevgili mücadele arkadaşlarım; Bizler yeni bir yol yapma adına çok zor koşullarda TARIM ORMAN-İŞ’i kurduk. Kısa sürede de çok güzel işler başardık. Her türlü baskıya rağmen onurlu duruşumuz ve direncimiz devam ediyor, edecek! Bizler yürütmüş olduğumuz mücadele sonucu yönetenlerin korkulu rüyası, emekçilerin (üye olmayanların dahi) umut ışığı olduk, olmaya devam edeceğiz.

            TARIM ORMAN-İŞ hepimizin eseridir. Tohumu birlikte ektik, fidan oldu, ormana dönüşüyor. Bu orman insanca yaşanacak bir ülke, kardeşçe ve özgür bir yaşam alanı olacak.

 

            Sevgi ve saygılarımla.
              ŞÜKRÜ DURMUŞ

 

 



Bu haberi paylaşın...